Marka Listesi
Osmanlı Araştırmaları Vakfı  - Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ

ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ VE İLMÎ ŞAHSİYETİ- 2

Ürün Kodu : 2
Fiyat
:
100,00 TL + KDV
İndirimli Fiyat
:
60,00 TL + KDV
KDV Dahil
:
64,80 TL
%40indirimli
Paylaş:
  • Ürün Özellikleri
  • Ödeme Seçenekleri
  • Yorumlar (0)
  • Tavsiye Et
  • Resimler



  •  "ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA

    BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ VE İLMÎ ŞAHSİYETİ"

    -2-

    BELGELER GERÇEKLERİ KONUŞUYOR

     TABULAR YIKILIYOR 

    ·      Cumhuriyet Tarihinin gerçek yüzünü ortaya çıkarmakta; Bediüzzaman?ı ve Mustafa Kemal?i gerçek manasıyla anlatmaktadır.


    ·      Risâle-i Nur?un nasıl ve hangi şartlarda telif edildiğini belgelerle ortaya koymaktadır.


    "Arşiv Belgeleri Işığında Bedîüzzaman Said Nursî ve İlmî Şahsiyeti" adlı eserimizin İkinci Cildini tamamlamaya muvaffak eden Allah?a hamd ve O'nun şanlı Peygamberi ile ashâbına salat ü selam olsun.


    Kitabın bu cildi Bedîüzzaman'ın 1918-1934 tarihleri arasındaki hayatını ve daha önemlisi de bu dönem Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini doğrudan ilgilendirmektedir. Bu eser, bir manada yakın tarih kitabı haline gelmiştir. Bedîüzzaman'ın 1918?de esaretten dönerek İstanbul'a gelişinden 24 Temmuz 1934 yılında Barla?dan Isparta'ya getirilmesine kadar geçen kadar geçen hayatı ve mücadelesi hakkında, sağlam kaynaklara ve en önemlisi de doğrudan devletin arşiv belgelerine dayalı bir çalışma olmuştur. Risâle-i Nur Külliyâtından yaptığımız iktibaslar ise, Envar Neşriyâtın yayınları esas alınarak yapılmaya çalışılmıştır.




    Değerli araştırmacılar ve okuyucularla paylaşmak istediğim bir konu bulunmaktadır: Bu ciltte Mustafa Kemal?in gizli ve tehlikeli şahsiyeti ile alakalı Bedîüzzaman?ın bu zamana kadar yayınlanan ve yayınlanmayan eserlerinden iktibaslar yapacağız. Bu iktibaslardaki tesbitler, Bedîüzzaman?ın mahrem tutmasına rağmen hem Mustafa Kemal hayatta iken (1935 Eskişehir Mahkemesinde) ve hem de daha sonraki yargılamalarda gündeme gelmiştir; ancak hepsinden de müellif beraat eylemiştir. Dolayısıyla tarihte hiçbir şey gizli kalmasın parolasıyla, biz mevcut belge ve kaynakların tamamını konuşturduk ve kararı okuyuclara, araştırmacılara ve tarihe bıraktık. Bunları yazarken 5816 sayılı kanun hükümlerini bilerek kalem oynatıyoruz. Zira biz de hukukçuyuz. Gaye, kimseye hakaret etmek değil, belgeleri konuşturarak gerçekleri ortaya çıkarmak ve tabuları yıkmaktır.


    Burada şu itiraz gelebilir: Bedîüzzaman Hazretleri karışık vaziyetlerde bu gibi meselelerin tartışılmamasını tavsiye etmektedir. Nitekim nakil aynen şöyledir:


    hem şimdilik bu müşevveş vaziyetlerde çok zararlı hem hocaları, hem ehl-i siyaseti Risâle-i Nur'a karşı cephe almağa ve tecavüz etmeye sebebiyet veren şapka ve ezan mes'eleleri ve deccal ve süfyan ünvanları, Risâle-i Nur şakirdleri yabanilere karşı lüzumsuz medar-ı bahs ve münazaa edilmemek lâzımdır ve ihtiyat etmek elzemdir ve itidal-i demmi muhafaza etmek vâcibdir. Hattâ sizde cüz'î bir ihtiyatsızlık, buraya kadar bize tesir ediyor. (Kastamonu Lahikası, sh. 248)


    Bizim cevabımız basittir: Evvela bu karışık haller Allah'a şükür- kalkmıştır ve Bedîüzzaman?ın kemal-i adâlet ve hakkaniyetinin bütün çıplaklığıyla hem Müslüman milletimize ve hem de âlem-i İslama anlatılma zamanı gelmiştir kanaatindeyiz. Sâniyen bu tür hadisler ve gaybî haberleri, en doğru şekilde açıklayan Nurlar olduğunu âleme göstermek gerekmektedir. Zira hem bazı ilahiyatçı geçinen kimseler ve hem de ehl-i ilhad bu noktalara itiraz etmeye devam etmektedirler. Hadiseleri ve delillerini gözlerine sokarak meseleyi bütün yönleriyle ortaya koymak bizim görevimizdir.


    Elli sene evvel Süfyan ve şapka hakkında bir hadîse mana vermişim. Sonra mahkemeler bunu bir kumandana tecavüzdür diye medar-ı bahs ettiler. Afyon mahkemesi benim cezamın şiddetine bir sebeb; o tecavüzü, o manayı göstermiş. Halbuki faraza yeni yazmışım ve o kumandan da sağdır farzedilsin. Dininde ve rejiminde mutaassıb İngiliz'in hükmü altında yüz milyon müslüman, yüz senede İngiliz'in hem rejimini hem dinini inkâr etmişlerken, kanunen adliyeleri onlara o ciheti medar-ı mes'uliyet yapmadığı halde, hem şimdi eski parti liderleri faraza o kumandanın üçte biri de olsalar (belki onun gibi birer kumandan idiler) benim o kumandana hadîs ile vurduğum tokatın yirmi mislini, şimdiki cerideler daha şiddetli olarak o liderlere, o eski kumandanlara vurmaktadırlar. Medar-ı mes'uliyet tutulmuyorlar, serbest oluyorlar. Halbuki elli sene evvel bir hadîsin taşını atmışım, yirmi sene sonra bir kumandan başını karşı tutmuş, başı kırılmış. Ölmüş gitmiş, alâkası hükûmetten ve dünyadan kesilmiş. Halbuki eski partinin liderleri meb'us iken veya memur iken hükûmetle alâkaları olduğu halde onlara gelen tecavüz, Risâle-i Nur'un vurduğu tokatın on belki yüz derece ziyade iken, serbest cerideler intişar ediyor. (Emirdağ Lahikası-2, sh.107 ? 108)


    Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulüne ve Deccal'ı öldürmesine ait ehadîs-i sahihanın mana-yı hakikîleri anlaşılmadığından, bir kısım zahirî ulemâlar, o rivayet ve hadîslerin zahirine bakıp şübheye düşmüşler. Veya sıhhatini inkâr edip veya hurafevari bir mana verip âdeta muhal bir sureti bekler bir tarzda, avam-ı müslimîne zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadîsleri serrişte ederek, hakaik-i İslâmiyeye tezyifkârane bakıp taarruz ediyorlar. Risâle-i Nur, bu gibi ehadîs-i müteşabihenin hakikî tevillerini Kur'an feyziyle göstermiş.( Kastamonu Lahikası, sh. 80)


    İkinci Cild, dört ana bölümden oluşmaktadır.


    BELGELER GERÇEKLERİ KONUŞUYOR


     TABULAR YIKILIYOR


    I. BÖLÜM


    (ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ


    VE İLMÎ ŞAHSİYETİ)




    ·      Kürd Te'âlî Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdülkadir'e: "Bu kahraman millete hizmet yerine dört yüz elli milyon hakiki Müslümanın kardeşliğine bedel birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem." demiştir.


    ·      Bedîüzzaman?ın Şeyhülislâmlığa sunduğu ve hala zarurî ihtiyacımız olan Şûrây-ı Meşîhat-i İslâmiye projesi.


    ·       Bedîüzzaman'ın asla Teşkilât-ı Mahsusa ve Kürd Te'âlî Cemiyeti ile alakası yoktur.

    ·      Bedîüzzaman Kuvây-ı Milliyeyi desteklemiş; Dürrî-zâde Abdullah Efendi?nin fetvâsını çürütmüş; İngilizlerin hain siyasetine karşı Hutuvât-ı Sitte isimli muhteşem eserini kaleme almıştır.


    ·      Bazı ırkçılar, Cumhuriyet hükümetleri ve bir kısım yabancı mahfiller, İngiliz Muhibler Cemiyeti üyesi ve Kürdçü olan Molla Said ile Bedîüzzaman?ı kasıtlı olarak karıştırmışlardır.


    Birinci Bölüm: Bu bölümde Bedîüzzaman?ın Kasım 1922'de (Mustafa Kemal de dâhil çok sayıda milletvekili tarafından) davet üzerine Ankara?ya geldiği güne kadarki hayatı ve mücadelesi yer almaktadır. Sultan Vahîdüddin?in saltanat dönemi özetlenerek başlanan bölüm, herkesin ümitsiz hale geldiği günlerde Bedîüzzaman?ın eserleriyle ümit dağıttığı günlerini anlatarak devam ediyor. Bedîüzzaman'ın Osmanlı Genelkurmayı tarafından aday gösterilerek Dâr?ül-Hikmet'il-İslâmiye'ye aza tayin edilmesi; tayin edilir edilmez önemli bir ilmî ve idarî rütbe olan Mahrec Pâyesiyle taltif edilmesi; Harbiye Nezâreti tarafından kendisine Harp Madalyası takdim olunması ve benzeri konular bunları takip ediyor.


    Bir kısım iddiaların aksine, Bedîüzzaman?ın asla Teşkilât-ı Mahsusa ile alakası olmadığı; Libya?ya gitmesi yahut Edirne savunmasına katılması gibi iddiaların kuru bir tasavvurdan ibaret olduğu belgelere dayanılarak açıklanıyor.


    Bu arada Bedîüzzaman?ın Dâr'ül-Hikmet?il-İslâmiye?de iken neler yaptığı da bütün ayrıntılarıyla gündeme getiriliyor; özellikle Anglikan Kilisesinin sorularına verdiği susturucu cevaplar ele alınıyor; Japonların merakları üzerine Ma'rifetullah konusunda kaleme aldığı Nokta Risâlesi ve Hz. Peygamber?in nübüvvetini isbat babında Şu'a'ât adlı eserleri inceleniyor; Bedîüzzaman?ın bu dönemde ilgilendiği ve görüş serdettiği sosyal ve siyasî meselelerle alakalı Rumûz adlı eseri ele alınıyor ve nihâyet Eylül 1919 tarihli Âlem-i İslâm?ın Mukadderâtı ile alakalı meşhur rüyası tahlil ediliyor.


    Bedîüzzaman?ın Cemiyet-i Müderrisîn?e kurucu ve üye olduğu belgelerle isbat edildikten sonra, Te'âlî-i İslâm Cemiyeti ile alakası olmadığı gözler önüne seriliyor. Sonra da Cemiyet-i Müderrisîn üyesi olan Bedîüzzaman'ın Cenap Şahabeddin gibi bazı şahısların ta'addüd-i zevcât, heykel ve içtihad gibi konularda İslâm hukukuna yönelttikleri tenkitlerin, Bedîüzzaman tarafından nasıl ikna edici tarzda cevaplandırıldığı üzerinde duruluyor.


    Bu bölümün en önemli kısımlarından birisi, Bedîüzzaman?ın Kürd Te'âlî Cemiyeti ile olan alakasının belgelerle ortaya konmasıdır. Bu kısımda, Kasım 1917 tarihinde kurulan bu cemiyetin kurucuları arasında Bedîüzzaman?ın yer almadığı, hem Osmanlı arşiv belgeleri, hem İngiliz belgeleri ve hem de İstiklal Mahkemesi dosyasındaki belgelerle ortaya konuluyor. Maalesef bazı ırkçıların, Cumhuriyet hükümetlerinin ve bir kısım yabancı mahfillerin, ısrarla İngiliz Muhibler Cemiyeti üyesi ve Kürdçü olan Molla Said ile (150?likler arasında sürülmüş) Bedîüzzaman?ı kasıtlı olarak karıştırmaları ibretle gözler önüne seriliyor. Bedîüzzaman?ın 1920?lerde Ermeni Nobar Paşa ile Kürd Şerif Paşa?nın Bağımsız Ermenistan ve Kürdistan hayallerine nasıl karşı çıktığı ve Seyyid Abdülkadir'in Kürd Te'âlî Cemiyetine gelmesi için yaptığı daveti nasıl reddettiği; maalesef Kürd Te'âlî Cemiyeti üyelerinin İngilizlere Osmanlı'yı yererek nasıl yalvardıkları belgelerle yeni neslin istifadesine takdim ediliyor. Seyyid Abdülkadir?e söyledikleri bize de birşeyler söylüyor:




    Allahü Zülcelal Hazretleri, Kur'an-ı Kerimde, "Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever' diye buyurmuştur." Ben de bu beyan-ı İlahi karşısında düşündüm, bu kavmin bin yıldan beri âlem-i İslâm?ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine dört yüz elli milyon hakiki Müslümanın kardeşliğine bedel birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem.( Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bedîüzzaman Said Nursî, İstanbul, Nesil Yayınları, 2011, sh. 188 vd; Mülakat, Nurculuk Hakkında, Yeni Asya Yayınları, İstanbul-1976, sh. 38).




    Bu bölümün önemli konuları arasında Bedîüzzaman'ın içki ve uyuşturucu ile olan mücadelesini simgeleyen Hilâl-i Ahdar (Yeşilay) Cemiyeti?ne olan üyeliği tahkik ediliyor; Mustafa Kemal?in ve Abdullah Cevdet gibi avenesinin ta 1920?li yıllarda tesettüre karşı yürüttükleri kampanyaya karşı Kur?an?ın hükümlerini müdafaası gündeme getiriliyor; Bedîüzzaman'ın Şeyhülislâmlığa sunduğu ve hala zarurî ihtiyacımız olan Şûrây-ı Meşîhat-i İslâmiye projesi bütün yönleriyle anlatılıyor; mezhepleri ve klasik fıkıh kitaplarını insafsızca tenkid edenlere karşı Kur?an?ın Hâkimiyet-i Mutlakası ünvanıyla verdiği cevaplar tedkik ediliyor; Bedîüzzaman?ın Yunan Kralını öldüren maymun ile alakalı mersiyesi anlatılıyor ve nihayet Sevr Andlaşması karşısında Bedîüzzaman?ın sağlam duruşu izah ediliyor.




    Kuvây-ı Milliye ve Bedîüzzaman?ın bu konudaki tavrı, bu bölümün temel konularındandır. Bedîüzzaman Kuvây-ı Milliyeyi desteklemekle kalmamış, bu konuda aleyhte fetvâ yayınlayan Dürrî-zâde Abdullah Efendi?nin fetvâsını çürüten karşı bir fetvâ neşrettiği gibi, İngilizlerin bu konudaki hain siyasetine karşı Hutuvât-ı Sitte isimli muhteşem eserini kaleme almıştır. Şu ifadeleri de bunu teyid etmektedir:




    Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirak ettim. Kafkas cephesinde, Bitlis'te esir düştüm. Esaretten kurtularak İstanbul'a geldim. "Dâr?ül-Hikmet?il-İslâmiye"ye a'za oldum. Mütâreke zamanında, istila kuvvetlerine karşı bütün mevcudiyetimle İstanbul'da çalıştım. Millî hükûmetin galibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükûmetince takdir edilerek Van'da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.( Bedîüzzaman said Nursi, Şu?alar, İstanbul, Envar Neşriyat, 2013, sh. 496).




    Tarihçe-i Hayat?taki şu cümlelere katılmamak mümkün değildir:




    Üstâd Fıtratındaki bu celâdet ve şehametle Dar?ül?Hikmet?te her türlü siyasî tesirlere karşı demir gibi dayandı ve Dar?ül Hikmet?i de dayattı. Yanlış fetvâlara karşı pervasızca mücadele etti.. Ve Anadolu?daki Kuvâ?yı Milliye hareketini destekledi. İslâmiyet?e karşı muzır cereyanlarla arslan gibi pençekefenini boynuna takmış, her tehlikeye karşı ölümü gözüne almıştır. leşti, eserler neşretti. Hitabeler irad etti. Bütün kuvvetiyle bir an mücadeleden geri durmadı.




    Bölümün sonunda Bedîüzzaman?ın bu hayat devresinde telif ettiği eserler ve hususî hayatı üzerinde durduk ve onun iki hayatî prensipten asla vazgeçmediğin

    Boyutlar(cm)
    :
    22 x 22 x 6
    Ağırlık(Kg)
    :
    2
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.